Her Mektup Sahibini Arar

Son Yorumlar

 

Eylül 2016
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Arkadaş Dökümü

Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız
Tatlı canımızdan usanmışız

Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun

Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
Yalan mı?
Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte Hamsiler sürü sürü
Arılar bölük bölük geçer
Leylekler tabur tabur

Ya bizler?
Eşref-i mahlukat! ..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz

Bizler bölük bölük,
Bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu

ÜZÜLME !...

Üzülme!..
Dert etme can!..
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan,
nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan…
Ne mutlu sana!…
Elinde olmayanları söyleme bana…
Elinde olanlardan bahset can!…
Üzülme!..
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?..
Gidenler dönmeyecek mi?..
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede..
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış…
Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta…
Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?..
“Hüzün olgunlaştırır” …
“Kaybetmek sabrı öğretir”…
                                                                            Hz. Mevlana

Besle Kargayı Oysun Gözünü Hikayesi

                    Aylardan ağustos. Firmanın birisinden acil diye mikrobiyoloji laboratuvarına ait sarf malzemelerini doğrudan temin yoluyla alıma gitmişiz. Sebep nedir : aciliyetten. Alım için piyasa fiyat araştırmamız sonuçlanmış ve yerel bir firma işi yüklenmiştir. 75 Tl lik fiyatı yanlışlıkla 75 Krş verip, 75 ile 4 ü çarpıp 350 çıkaran firma nasıl bir ticari firmadır diye karakara düşüp 18 ağustosa kadar malzemenizi getirin diye siparişimizi faxla bildirmiş ve hikayemizi başlatmışız….

                      Kadim bir söz vardır : “Her işin sonu başlangıcında bellidir” der. Aynen öyle oldu. İlk sıkıntı firmanın getirdiği antibiyogram disklerinde yaşandı; miyadları enaz 2 sene olmalı yazan şartnameye rağmen 6 ay miyadı kalan antibiyogram disklerini getirip kabul ettirmeye çalıştılar neymiş efendim ” o tarihe kadar bitirirmişiz neden sorun çıkarıyormuşum” uzuuun tartışmalar sonucunda o sıkıntı bertaraf edildi ve diskler yeni miyadlı olanlar ile değiştirildi. Sonragelen kart testlerde yine miyad sorunu vardı ama önceden antremanlı olduğumuzdan bu seferki noktayı daha çabuk aştık ama tarih eylül ayının ortalarına gelmişti. Ama hala sorun vardı EZN boya setinin içeisindeki asitalkol ve metilen mavisi çözeltileri gelmemişti, şartnamede 500 ml lik ambalajlarda toplam 2 lt lik hacimde istemiştik. Efeeeeendiiiiiim önce ihtar çekelim dedik ama Başhekimlik şifai olarak uyarmayı daha uygun buldu uyardık ama yavuz hırsız ev sahibini döver misali üste çıkmaya çalıştı; ben eksiğiniz vae dedikçe firma yetkilisi yok herşey tamam diyor neyse anlaşamadık mikrobiyoloji uzmanı dr. arkadaşımızı çağırdık geldi yanımıza. “Beyefendi boya setinin tamamını teslim etmediniz eksiğiniz var bunlar teslim edilenler şunlarda gelmeyenler, doğrumu?” diye sorusuna firma yetkilisinin cevabı : “Evet haklısınız bunlar kargoda yakında getireceğiz” oldu. İçimizden tamam diyecekken firma yetkilisi devam etti “ama benim teslim ettiğim malzemeler için eksik diyemezsiniz ben kabul etmem”…. Gülelimmi ağlayalımmı karar veremedik içimizden bir an önce eksik ürünleri getirmesini dileyerek yolcu ettik. Takvimler eylül ayı sonunu gösterirken aynı firma yetkilisi yine geldi biz eksik ürünleri beklerken getiregetire faturasını getirmişti. Bu ne dedik nereden çıktı eksik ürünler nerede diye sorumuza dert etmememizi 2-3 senedir bu hastaneye ait bu ürünleri onların verdiğini söyledi ya sabr çekerek yolcu ettik. Gelelim bu güne; aynı firma yetkili gelerek faturasının neden ödenmediğini sormaz mı , gülermisin ağlarmısın işte öyle bir durum. Eh anlattık sil baştan herşeyi ama anlayana aşkolsun; Faturayı ödesek nolurmuş zaten ürünler yakında gecekmiş, güvenmiyormuymuşuz,ben zaten hep ona sorun çıkarıyormuşum vsvsvs. Derken hakaretler bende onu odadan kovdum ve hikayenin bu günkü bölümü bitti.

                       Velhasıl tolerans gösterdiğim için pişman olduğum ender anlardandı ve karga gözümü oydu.

Kulaklarım Büyümüş ...

              Bir yıldır saçlarını kestirmeyen 5 yaşındaki oğlumun bugün saçlarını kestirdikten sonraki ilk yorumu :” Babacııııııııııııım kulaklarım büyümüş” oldu.

INNUENDO

Innuendo
While the sun hangs in the sky and the desert has sand
While the waves crash in the sea and meet the land
While there’s a wind and the stars and the rainbow
Till the mountains crumble into the plainOh yes we’ll keep on tryin’
Tread that fine line
Oh we’ll keep on tryin yeah
Just passing our time

While we live according to race, colour or creed
While we rule by blind madness and pure greed
Our lives dictated by tradition, superstition, false religion
Through the eons, and on and on

Oh yes we’ll keep on tryin’
We’ll tread that fine line
Oh oh we’ll keep on tryin’
Till the end of time
Till the end of time

Through the sorrow all through our splendour
Don’t take offence at my innuendo

You can be anything you want to be
Just turn yourself into anything you think that you could
Ever be
Be free with your tempo be free be free
Surrender your ego be free be free to yourself

Oooh ooh
If there’s a god or any kind of justice under the sky
If there’s a point if there’s a reason to live or die
If there’s an answer to the questions we feel bound to ask
Show yourself - destroy our fears - release your mask

Oh yes we’ll keep on trying
Hey tread that fine line
Yeah we’ll keep on smiling yeah (Yeah yeah)
And whatever will be will be
We’ll keep on trying
We’ll just keep on trying
Till the end of time
Till the end of time
Till the end of time

MUTLUMUSUN ?

                     Bir konuşmanın ardından;

                     İş hayatından konuşurken yaşadığım yerden dem vurarak mutlumusun diye soruverdi sormaktan öte bu cümle taşarak akarak ağzından çıkıverdi sordu ama asıl cümlede gizli olan benim ikamet ettiğim yerde mutlu olmamın ötesinde bireysel olarak mutlu olup olmadığımdı – belki kendisi bile fark etmemiştir bu nüansı-. O an hissettiğim tek şey onun mutsuz olduğu ve evrene sessiz çığlıklar gönderdiğiydi ve bana kadar gelmişti o sessizlik. Yokuş aşağı koşan bir insanın duramayacağı ve düşmemek için tutunacağı dalları seçemeyeceği gibi o da iş yaşantısının hızı, günlük koşuşturmanın enginliği arasında gerçeklerden uzaklaşmıştır kimbilir. O anda aklıma yüzlerce binlerce kelime geldi ve geldikleri hızla uçtu gittiler, onlarca görüntü geldi gözümün önüne ve aynı hızda kaçmak üzereyken birisini yakaladım.

                      Tarih 2001 yılı nisan ayı, Datça’ya taşınmanın arifesindeyim, yer Ankara Talatpaşa Bulvarı 153 numara, siyah bir masa ve ben sergilere ait fotoğraflarımı büyük bir özenle ambalajlarken Kudret A. ile konuşuyorum: “ Bende çok taşındım çok yer değiştirdim ayrılıklar yaşadım gideceğin yerde mutlu olacağını umma mutsuzsan o da seninle beraber gelir mutsuzsan o da seninle gelir gerçeği gör” demişti, basit ve net bir şekilde. Daha sonraki aylarda bu cümlelerin stoacı felsefemin temel taşlarını oluşturacağını bilemezdim. Mutluluk dış koşullara bağlı değildir. Acı olsun mutluluk olsun bir yorumlama şeklidir. Duygularımızın oluşmasına neden olan yaşadığımız olaylar değil, o olayları nasıl yorumladığımız ve algıladığımızdır diyerek  Epiktetos’ta son noktayı koymamışmıdır?

                       Kısıtlı vakitte anlaşılmayı umarak anlatmaya çalıştım umuyorum başarılı olmuşumdur.

Acaba Taktım mı ?

              Her düşünüş sisteminde, felsefede birileri vardır . Bu birileri “kafasına takar” . Takıntılı insanlardır. Kendilerine bir misyon yakıştırırlar. Bir görevi yerine getirmekle yükümlü olduklarını düşünürler ve bunu gerçekleştirmek onların takıntısı halini alır. Onlar takıntılarını gerçekleştirirlerse kahraman sayılırlar, ancak takıntılarına kendilerini kaptırmalarına rağmen başaramaz ve başaramayışlarını da hazmedemezlerse o zaman obsesif bir kişilik olurlar. Hastalık sınırını aşarlar.

              Bir misyon sahibi neyi takar ? Kafasındaki bir fikri. Fikir zamanla büyür, gelişir bir model halini alır . Modelse gerçek hayatın taklididir.

               Kafasındaki bir fikri hayata geçirmek isteyen onu sanki gerçekmiş gibi kurgular. Kurgu her zaman için hayata göre eksik kalır, soyut bir model halini alır.

                Asıl soru ise tam burada kendini gizlemektedir kurgunun daha doğrusu kurguya zemin hazırlayan bilginin kaynağı nedir ?

MEKTUPLAR-2

Her şey daha dün gibi değil mi… ama geçmişin güzel günlerine güzel deneyimlerine kendimizi hapsetmek ve sonrasında gündelik yaşamın içinde kendimizi yitmek çok kötü bir durum insan düşününce acı duyuyor… Tek sermayemiz ve tek varlığımız olan yaşamımızı tüketiyoruz…

Zaten sorun da burada değil mi? Geçmişte yaşadıklarımız çok mu güzeldi daha iyisi olamaz diye mi var olan duruma razı oluyoruz ya da benim gibi kış uykusunu mu tercih ediyor bazılarımız bilmiyorum… Ama böyle devam etmemesi gerek. günlük yaşamın omuzumuza yüklediği adına “sorumluluk” dediklerimizle birlikteyken de yaşamdan yepyeni kendimizi tazeleyecek geçmişin izlerini takip etmeyeceğimiz veya aramayacağımız deneyimler çıkaramaz mıyız? Geçmişin hapishanesinden çıkamaz mıyız?

O yıllar hariç düşünsel bazda neyin temelini attık ki?

E çok büyük miktarda cepten yedik… Ama ilk zamanlarda cebimizdekiler etrafımızdakileri etkilemeye, hayranlık uyandırmaya yetiyordu etraftaki artan hayran kitlesi de tatmini getirdi ve her şey tamammış gibi göründü… Bir süre sonra içi içini yemeye başlayınca insanın ne yapıyorum nereye gidiyorum, kimin hayatını yaşıyorum, bu ben miyim? ya caba göstermesi gerektiğini anlayıp, arayı kapatmak için yollar arıyor ya da benim gibi konfor alanlarının güvenli sınırlarından çıkacak cesareti olmadığından kafayı kuma gömüp uykuya dalıyor…

Cennetten dünyaya atıldık işte… yada kredimiz bitti… Tecrübe ve bilgi haricinde hiçbirşeyimiz olmadan silbaştan yaptık …

Tecrübe ve bilgi daha ne olsun riski tecrübelerin sınırlar bariyerler oluşturması e bunun farkında olmak bile hiç yoktan iyidir… Başladığımız noktada bilgisizliğin, tecrübesizliğin gözükaralığı vardı belki şimdi de bilgi ve tecrübenin getirdiği vizyon ve bazen de pratiklik… bence o kadar da kötü değil. iŞTE BU NOKTADA HENÜZ 5 YAŞINA GİRMEMİŞ OLAN OĞLUM BİR ÖNERİ GETİRİYOR :) Bir şarkı ile belliki sözlerinin nedemek olduğunu idrak edemiyor, hatta annesinin konu ile ilgili ısrarlı soruslarını bile yanıtsız bırakıyor ama sadece saf bir ruhla bu şarkıyı söylüyor….

Şebnem Ferah “silbaştan”:

Gücün var mı sevgilim
Derin sularda inci tanesi aramaya
Cesaretin kaldıysa
Hala benle aşktan konuşmaya
Söyle canım sevgilim
Hayat bize oyun oynuyor olabilir mi
Yorgun gibi bir halin var
Duyguların karışık olabilir mi
Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak
Sanki bugün son günmüş gibi
Dolu dolu yaşamak istiyorum ben
Her ne çıkarsa yoluma
Selam verip yürümek istiyorum ben
Sil baştan sevmek gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak

Bu şarkıyı beklide tanrı ile beraber söylersiniz.

Şans Kapıyı İki Kere Çalmaz !!!

              Şans kapıyı iki kere çalmaz demişler, peki bir fırsat ısrarla ikinci kere kapımızı çalıyorsa nasıl değerlendirmek gerekir?
              Bir kaç gün kadar önce bir eczacı meslekdaşımla telefonda konuşurken ilaç deposunda çalışmaya başlamadan önce devlet hizmeti için başvuruda bulunduğu dönemi anlattı bir bir parantez arasında;” ….devlet hizmeti için başvuruda bulundum, gele gele Hakkari BağKur a tayinimin çıktığını bildiren bir tebligat geldi.Düşünebiliyormusunuz yeni mezun çiçeği burnunda bir eczacı ve İzmirde yaşıyorsunuz tayininiz nereye çıkıyor halbuki Işıl, Işıl dım ve hayallerim vardı. Tabi ki ben başvuruda bulunmadım derken bir süre sonra bir tebligat daha eğer başvuruda bulunmak için süreyi kaçırdıysanız ilerde belirtilen bir tarihe kadar başvuruda bulunma hakkınız saklıdır….

           Söylemeyi unutmuşum ; ŞANS KAPIYI İKİ KERE ÇALMAZ

       

İTİRAFLAR

Benzeri hiç görülmemiş ve hiç görülmeyecek olan bir işe girişiyorum. Benzerlerime, doğanın tüm doğruluğu içinde bir insan göstermek istiyorum ve bu insan ben olacağım.

Sadece ben. Kalbimi duyuyor ve insanları tanıyorum. Gördüklerimden hiçbiri gibi yaratılmamışım; yaşayanlardan hiçbiri gibi yaratılmış olmadığıma inanmak cüretini gösteriyorum. Öteki insanlardan daha iyi değilsem bile, hiç olmazsa başkayım. Doğa beni içine döktüğü kalıbı kırmakla iyi mi etti kötü mü, bu ancak ben okuduktan sonra yargılanabilecek bir şeydir.

Kıyamet borusu ne zaman çalarsa çalsın, ben elimde bu kitapla, yüce yargıcın huzuruna çıkacak ve yüksek sesle şöyle diyeceğim: İtiraflar.
Jean Jacques Rousseau